Roman ve Öyküler

Charles Dickens, İki Şehrin Hikayesi

Kitabı önerme nedenim  eserin, özellikle Fransız Devriminin yaşandığı yıllarda insan oğlunun koşullarını, toplumsal sınıfları ve çatışmaları özümsemek için bir kılavuz niteliği taşımasıdır. Eser Avrupa tarihinin bir bölümüne ışık tutmaktadır. Dahası, son derece keyifli olan bu eser günümüzü anlamak açısından geçmişin öğrenilmesi gerekliliğini bizlere göstermektedir. (Yazan: Selçuk ULUTAŞ)

İtalo Calvino, Sen Alo Demeden Önce

Eser Calvino’nun hikayelerinden oluşmakta. Yazarın gerçek hayatta olan biten şeyleri, insanlığı, varolmayı ve daha pek çok şeyi metaforlar vasıtasıyla anlatma yeteneği bu eserde de ön planda. Okuyanların yoğun bir estetik haz almalarının yanı sıra, örneğin hikayelerden birisinde insanlık tarihinin özetini hırsızlık üzerinden anlatan eserin şok etkisi yaratması muhtemel. Genelde insanı anlamaya çalışanların özelde ise Felsefe ve sosyoloji meraklılarının okumalarını özellikle öneririm.  (Yazan: Selçuk ULUTAŞ)

Victor Hugo, Bir idam Mahkumunun Son Günü

Sanatçı olmak ile ilgili yapılacak tanımlardan bir tanesi şöyle yapılabilir: sanatçı olmak,  toplumların yaşadıkları ve ne yazık ki anlamlandıramadıkları şeyleri herkesten önce analiz ederek, olması ve olmaması gerekenleri insanlar adına söyleyebilme cüretine sahip olmaktır. Hugo bu eserinde aslında tam da bunu yapar. Günümüzde dünyanın pek çok yerinde yasak olan idam ise bilinen dünyada tüm sınıflı toplumlarda geçerli olan ve özellikle eserde anlatılan 19. yy. Avrupa’sının önemli fenomenlerindendir. Eser sizi idam denilen olgunun soğuk yüzüyle karşı karşıya getirir. üsteli idam cezaları Hugo’nun eserinden yaklaşık 100 sene sonra yasaklanmaya başlayacaktır. Bu açıdan sanatçıları dinlemek lazım sanırım.  Tam anlamıyla estetik açıdan okuyan kişi yani özne muazzam bir özdeşleşme yaşayacak bu eserde. Ayrıca yapıt anlattığı döneme ışık tutan bir belge niteliğinde. İnsan ve onun enteresan toplumsal varoluşunu anlamlandırmak için son derece önemli bir eser. (Yazan: Selçuk ULUTAŞ)

  Yusuf Atılgan, Anayurt Otel’i

Anadolu’da geçen Kafkavari bir roman ilgini çekiyorsa mutlu sona bir adım kaldı. Hele bir de Ömer Kavur imzalı filme ilham kaynağı olmuş ise. Yusuf Atılgan’ın Anayurt Otel’ini okumak için bu iki sebep yeter de artar bile… (Yazan:Mustafa KARAKAYA)

Lev Nikolayeviç Tolstoy, Hacı Murat

Pek çoğumuzun gerçekliği kurgulayışı siyasaldır. Bu yüzden evrensel olanı etiği, iyiyi, doğruyu ve güzeli sürekli kaçırırız. İşte bu eserin bir dünya klasiği oluşu tam da bu noktada normal insanların bakış açılarından çıkarak evrensel bir bakış açısı ile gerçekliği kurgulayabilme başarısında yatmakta. Rusya’da Rus devleti ve Çeçenler arasında geçenleri anlatan roman bildiğimiz bakış açılarından uzak, yaşananları sisteme, devlete, kültürlere veya ırklara vb. dayandırmadan insani değerler çerçevesinde  ele almakta. sanatsal üretimde en önemli nokta olan bakış açısı konusunda kendisini geliştirmek isteyen düşüne düşüne okumalı bu eseri. (Yazan: Selçuk ULUTAŞ)

Oscar Wilde, Dorian Gray’in Portresi

DroianGrayin in portresi romanında 1800’ler Fransa’ sında yaşanılan sanatsal ve felsefi olaylara tanık olacaksınız. Eseriyle okuyucuyu adeta büyüleyen  Wilde sanat ve sanatçının insanı, duygular vasıtasıyla nerelere sürükleyebileceğini ve estetik kavramı ile felsefesinin önemini eserinde vurgulamaktadır. Bu anlamda Estetik felsefesi okumalarınızı destekleyeceğini söylemek yanlış olmaz. Reel yaşantımızda yapmayacağımız,trajik bir  olaya gülümsememizi de sağlayan eser,  ayni zamanda insani kişisel vicdan muhasebesi yapmaya zorlar. (Yazan:Hanifi Gürlek)

Turgut Uyar, Göğe Bakma Durağı

Elbette şiirsiz bir dünya hiçbir şeye benzemez. Üstelik şiir okumayan bir toplum duygusal olarak arızalı ve ruhsal olarak sakat bir toplumdur. Turgut Uyar’ın soluk kesen metaforları, lirik dokunuşları ve şaşırtıcı sürprizlerini hatta kitabın sayfalarında saklı kalan duyguları ve itirafları bulacaksınız. (Yazan: Selma Ulusoy)

Mihail Bulgakov, Üstat ile Margarita
Romanı 1928 yılında yazmaya başlayan Bulgakov, yazar olarak Rusya’da bir geleceğinin olmadığını düşünüp yazmış olduğu ilk kopyayı 1930’da yakmıştır. 1940 yılına yani öldüğü yıla kadar bir kaç farklı versiyon daha yazan Bulgakov, son kopyasını tamamlayamadığı eksik bölümler ve paragraflarla bırakmıştır. Yıllar içerisinde çeşitli defa sansürlenerek yayınlanan kitap en son halini 1989’da, yazılmış tüm versiyonların bir derlemesi olarak almıştır. “Şeytan” gibi fantastik bir figürün odağa oturtulduğu “Üstat ile Margarita”, 1930’lar ateist Sovyet Rusya’sı ile “İsa” dönemi Kudüs’ü gibi birbirinden tamamen farklı gibi görünen iki farklı mekân ve zamanı bünyesinde barındıran bir romandır. Fantastik ögeler üzerinden çarpıcı bir toplumsal eleştiri yapan roman, postmodern edebiyatın da öncü eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Türkiye’de ilk kez “Usta ile Margarita” olarak Can Yayınları’ndan çıkan eser belki de çeviriden çeviri olduğu için okuyucuya pek tat vermemektedir. Daha sonra doğrudan çevirisi yapılarak Everest Yayınları tarafından “Üstat ile Margarita” olarak basılan bu öncü kitabı büyük bir zevkle okuyacağınızı düşünüyor ve umuyorum. (Yazan: Emre Soylu)

Anton Çehov, Öyle Bir Hikaye

1880 Rusya’sından esinlenerek yazılan 3 hikayeyi barındıran bu kitap size bundan 140 sene önceki insanların portrelerini sunuyor. Bu portrelere bakınca oldukça ilginç bir şekilde kimiyle özdeşleşiyor kimisininse sizin de rahatsızlık duyduğunuz ve olumsuz hislere sahip olduğunuz insanlara çok benzediklerini görüyorsunuz. İnsan sorununu temel alarak yazan yazarlardan bir tanesi olan Çehov’ un eleştirel bakışı bu kitapta da hakim. Bu kitabı okuyunca yazarın sanki bu çağı ve insan varoluşlarını yazdığını sanıyorsunuz. Bundan 150 sene sonra okuyanlar da aynı hissi yaşayacak.. (Yazan: selçuk ULUTAŞ)

Martı, Jonathan Livingston – Richard Bach

En bilinen eseri Godot’yu Beklerken olan Samuel Beckett’in kulaklarıma küpe olmuş sözüdür : Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil.
Daha iyisini yapmaya çalışırken insanoğlu elbette bir gün o işin en iyisini yapmayı öğrenecektir. Bu durumu ise edebi dille en güzel bize anlatan romanlardan biri Richard Bach’ın “Martı”sıdır. Jonathan ile birlikte göklerde uçmaya başlayacak , onunla birlikte beklenilmeyen yüksekliklere çıkacak ve onunla yere ineceksiniz.  (Yazan: Yusuf Kayseri)

Yaşama Çevrilen Pedal – Lance Armstrong
Parlaklığı sınırlı bir bisikletçiden Fransa Bisiklet Turu’nu üstüste defalarca kazanan bir efsaneye dönüşmek. Bunu yaparken aynı zamanda vücudunun büyük kısmını ele geçirmiş kanser hastalığını yenmek.

Sadece bu kadarı bile bu kitabı okumak için yeterlidir. Üstelik dili akıcı , anlatım gücü yüksek bir kitap. Yaşanmışlıkları unutup sırtınızı kurguya yasladığınızda ortaya okunacak çok güzel bir kitap çıkmakta.  (Yazan: Yusuf Kayseri)

Yer Altından Notlar, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski

Rus asıllı sanatçının ve aslında hepimizin bir noktada yaşadığı iç çatışma ve sorgulamaların dile geldiği… yaşanmışların, yaşanılanların ve yaşanacakların insan beynindeki kavga ve çatışması, hazin mücadelesi olarak okuyucuyu sorgulatan ve senli benli çok samimi bir dille yansıtılmış bir iştir. Okuyucunun bu denli savaşlar verdiği fakat bunu derin bir sekilde sorgulayıp yansıtamadığı konulara: derinlemesine ve tüm çıplaklığıyla dalması okuyucu şüphe içinde bırakarak kendi maddi ve manevi var oluşunu sorgulamasına neden olur. (Yazan:Hanifi Gürlek)

İnsancıklar,  Fyodor Mihailoviç Dostoyevski

Dostoyesvki’nin ilk eseridir. o dönem eseri okuyan yayın evi sahi olmak üzere pek çok kişiye “işte bir usta daha edebiyat alanına adımını attı” dedirtmiştir. Yazarın diğer bilinen eserlerinin yanında popülaritesi az olan bu eşsiz eserin en önemli özelliği, sizi doğrudan eserin içine tanık olarak çekmeyi başarabilmesidir. Bunu yapmayı başarabilmesi ise eserin kurgusundan kaynaklanır. Okuyucu normal bir roman okumayacak, zor koşullarda var oluşlarını sürdürmeye çalışan insanların hikayelerine mektuplar üzerinden tanık olacaktır. Sanki evde eski mektuplarını bulmuşunuz da örneğin anne babanızın geçmişini gizlice öğreniyormuşunuz gibi bir duyguya kapılacaksınız. Aslında bir çeşit röntgencilik veya gizli gizli birilerinin hislerine ortak olma durumu. Bu duygusal durumu Dosteyevski’den çok sonra sinema ve dizi filmler de kullanmıştır ve kullanmaktadırlar. Okumaya başladığınızda neden kitabın isminin insancıklar olduğunu gizli bir iş yapıyormuşçasına öğrenecek, bu arada insan, devlet, toplum, gibi konularda fikirler yürütebileceksiniz. Bir edebi eserle başkaları gibi hissedecek gerçek dünyadan kısa süreliğine koparak başka insanların hayatlarına  dokunacaksınız. Bütün bunlarla beraber, günümüz dünyasını anlamak için geçmişe bakmanın gerekliliği  ve insani değerler üretmek onları korumak amacıyla okunması gereken önemli bir eserdir. (Yazan Selçuk ULUTAŞ)

Yabancı, Alber Camus

Camus’un nobel ödüllü eseri  Yabancı, felsefe alanıyla ilgilenenlerin üzerine düşündüğü kavramlardan bazılarına ciddi anlamda hislerle ulaşılabileceğini gösteriyor. Öncelikle yabancılaşma kavramının yaşamsal anlamda nasıl bir şey olduğunu hissediyorsunuz. diğer tarafta ise maddesel gerçekliği insan zihininde yorumlanmasıyla pek çok gerçekliğe parçalandığını anlıyorsunuz. Her hikaye her roman değil ama bazıları bizlere dokunur ve onu duyumsarken aynı zamanda salt duygu değil düşünceler de etrafımızı sarar. okumayanlar için 1 günde bitecek bir kitap…

Siddhartha, Hermann Hesse

Felsefe kaynaklarının önemli kavramları, görüngü, öz, gerçek, madde, ben, özne, zaman ve mekan gibi kavramlar bu romanda her okuyucunun rahatlıkla anlayabileceği bir ifade ile tartışmaya açılıyor. Eser doğu felsefesi ve inançları içinde bizlerin batı felsefesini anlamamızı sağlayarak aslında bir taşla iki kuş vurmakta. Hiç bir şekilde felsefeyle ilgilenmeyenler bile eserin dünyasına girince düşünce olarak kat ettiklerini fark edecekler. Bazı kitaplar size sadece duygu sunarken bazı kitaplar düşünce ve duyguyu birlikte sunmaktadır. Siddhartha okuyucuyu okuma anında düşünce ve duygularla çevirmeyi başarabilen büyülü bir eserdir. (selçuk ULUTAŞ)

 Zorba, Nikos Kazancakis

İnsanı anlatmak için ön koşul gelişmiş bir bilince, insani ve etik değerlere sahip olmaktır. Yazar Kazancakis taşıdığı büyük bilinci ve değerleriyle kalemini insanı anlatabilmek için kımıldattığı anda bizler onun kağıt üzerindeki lekeleri ile dünyayı ve evreni, yaşamı ve ölümü, özgürlüğü ve bağlı oluşu hiç görmediğimiz bir şekilde hissediyoruz. Felsefe ve sosyoloji alanında pek çok düşünürün kavramsal düzlemde ifade ettiği şeyleri yazar duyumsal alana Zorba isimli bu eseri ile indirmiş. Böylelikle okuyucu, sınıfsallığı, ırkları, ırksal cinayetleri, işçiyi, köylüyü, kadını, erkek oluşu, tanrıları, azizleri ve din adamlarını, dinin etkisini, ahlakı, özgürlüğü, insanın maddesel dünyadaki sonlu yaşamını ve tüm bunlarla beraber başka pek çok konuyu kavramsal düzlemden uzak bir şekilde duygularla, hissederek, yaşayarak anlıyor yorumluyor. Kimi zaman yazar, isimlerini vermeden Nietzsche ve Marks’ın bakış açılarında dans ediyor, kimi zaman bu ikilinin dansı şiddetli bir kavgaya dönüşüyor. Böylelikle bazı anlarda Marksist perspektifin ağır bastığı yerlerde “sınıfsal bir perspektiften mi yazılmış bu eser” derken devreye Nietzche giriyor ve Zorba karakteri ile insanın durumunu Markstan farklı bir şekilde ortaya koyuyor. İşin gerçeği Nietzsche’nin galibiyeti ile son buluyor tüm danslar ve kavgalar. Aslında bu açıdan yazarın amacının klasik eserlerdeki gibi  insani durumu ortaya koymak ve bununla evrensel değerlere yolculuğumuzda bizlere yardım etmek olduğunu anlıyoruz. Öznel bir yorum olacak ama şuana kadar okuduğum en iyi romanlardan bir tanesi. Üzerimde bıraktığı estetik hazzı tüm hayatım boyunca taşıyacağım… (selçuk ULUTAŞ)

Düşüş, Albert Camus

46 yıllık hayatına pek çok önemli eser sığdırmayı başaran Camus’un Düşüş isimli romanı modern çağın iki yüzlü varoluşlarına ithafen yazılmıştır. Yazar ve düşünür Camus kapitalizm etkisi altında değişmeye sür’atle devam eden dünyada aslıdan değişen pek bir şey olmadığını eserde sesini hiç duymadığımız bir 2. kişiye görüşlerini anlatan bir avukatın ağzından bize sunuyor. Görünürde değişen ve kimilerine göre gelişen bir yaşam söz konusuyken yazar bunun tam anlamıyla bir iki yüzlülük olduğunu, kadın, ölüm, tanrılar, insanın kötülüğü, işçilik, savaşlar, kölelik, gibi modern çağın fenomenlerinin derinlemesine incelemelerini bir sohbetin içinde vererek kanıtlamaya çalışıyor. Aslında bu bir itiraf kitabı okuyan herkesin kendi kendine bile söylemeye çekindiği şeyleri okurken iç sesimiz vasıtasıyla itiraf ettirtiyor bizlere. Camus’un hezeyan içindeki avukatı  insanı,özellikle modern insanı anlamak için bir rehber niteliği taşıyor.Arzulayan insan ve ahlak arasındaki gerilimin modern dünya fenomenlerinin belirişlerini nasıl etkilediğini anlamak adına önemli ve keyifli bir eser.Topluma ve insana doğru yöneltilmiş iki göz diğer gözlerin de gördüklerini onlardan farklı bir şekilde yorumluyor ve biz okuyucuya yazarın dehasını övmek düşüyor. (selçuk ULUTAŞ)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s