Blinkende lygter: Titreyen fenerler, Kurulmuş Özneler ve Bellek


Kuzeyin yönetmenlerinin engellenemeyen yükselişinde karşımıza çıkan isimlerden bir tanesi:  Anders Thomas Jensen. Jensen 1972 doğumlu genç bir yönetmen. Ama özellikle  Blinkende lygter yani “Titreyen fenerler” isimli eserini izlediğinizde,  yaşını almış, dünya sorunları üzerine fikirlerini netleştirmiş birisini bekliyorsunuz. 

Çoğu zaman entelektüel sohbetlerin  konusu olan “insan ve onun kimliğinin, bir seçim mi, yoksa toplumsal-kültürel bir özneleşme sürecimi veya doğuştan gelen bir var oluş durumu mu tartışmasının Blinkende lygter de merkezde olduğunu görüyoruz. Film hırsızlık ve hatta gansterlik yapan, her birisi birbirinden farklı dört karakterin karakter özellikleri üzerine yoğunlaşılıyor. “İnsanlar nasıl olur da böyle olurlar” sorusunu sıkça diğerleri için soran modern insan için düşünme ve sorgulama şansı tanıyan filmin sinema estetiği anlamında da farklı bir örnek olduğu söylenebilir.  Aslında  sinema filmlerinde izleyici çoğunlukla olaya yönlendirilirken (elbetteki karakterler vasıtasıyla) bu filmde eylem aracılığı ile doğrudan karakterlerin sınırlarının çizildiğini görüyoruz. Diğer bir ifade ile olaylar, veya olay örgüsüden ziyade karakterlerin varoluşları filmin merkezinde.  Bu noktada bu filmi diğer filmlerden ayıran en önemli husus karakterlerin varoluşlarının filmde meydana gelecek sonraki olaylarla uyumunu sağlamak yerine filmde karakterlerin varoluşlarının ve kimliklerinin onların bellekleri ve yaşamsal deneyimleri ile bağlantılarının kurulmasıdır. Başka şekilde söylersek klasik filmlerde   bir karakter ve onun potansiyel kimliği çerçevesinden eylemlerle karşılaşırken, bu filmde eylemler ve sonrasında  bir kimlik unsuru olan bu eylemlerin yaşanılan özneleşme ile bağlantısı içsel bellekle ilgili olarak sunulmaktadır. (içsel bellek ile insanın kendi deneyimleri kast edilmekte- dışşsal bellek ise kültürün sunduğu ve doğrudan deneyimlenmeyen bir bellektir)  Bir suçlunun belleği ve yaşam deneyimleri ile onun suçlu olması arasında bir bağ kurulmakta ve böylelikle filmde Bergson felsefesi etkisinde bir hakikat üretilmektedir. 

Bergson’un zamanı kavrayışı ve bellek ile bağlantısı ve Deleuze’nin zaman imgesinin bu filmde nesneleştiğini söylemek de yanlış olmayacaktır. Filmde karakterlerin geçmişlerine ve yaşadıkları travmalara geri dönüşlerin  kişisel bellek unsuru ile özneleşme arasında bağlantının kurulması için yapıldığı görülmektedir. Bu geri dönüşler karakterlerin kimliklerine ışık tutmaktadır. Anormal kimlikleri ve suça meğilli yapılarının ardında bir bellek yatmaktadır. Bu bellek elbette karakterlerin yaşadıkları kültürle de yakından ilişkilidir. Lakin filmin bize gösterdiği diğer şey ise bahsi geçen kişisel bellek veya diğer bellek unsurlarının ve özneleştirici yapıların özgür bir kimlik seçimini engelleyebilecek kadar güçlü olmaması veya özgür bir kimlik seçiminin bir noktaya kadar mümkün olabileceğidir. Bu noktada özellikle postyapısalcıların özne kavrayışının da filme hakim olduğunu dile getirebiliriz. Çünkü bellekleri onları bir suçlu kimliğine bürünmeleri ve bu bağlamda özneleşmeleri  konusunda zorlasa da her zaman öznenin özneleştirici yapılarında dışında davranabilme özgürlüğü olduğu postyapısalcılar tarafından ifade edilmektedir. (Elbette sadece bireysel bellekler özneleşme için yeterli değildir özellikle dışşsal belleklerinde bu noktada etkin olduklarını belirtmek gerek.) Filmin karakterleri post yapısalcıları haklı çıkaracak şekilde kararlar alarak yeni kimlikler geliştirmek üzere harekete geçerler.

Aslında filmle ilgili konuşacak çok şey var ama  kısaca sanatın tüm alanları ve özellikle sinemanın, felsefe ve sosyoloji ile bağlantısını güçlendirdiğinde kavramların ve sözcüklerin birer vahaya dönüştüğü, yeşerdikleri, yaşama daha içkin bir hale geldiklerini görebiliyoruz. Bu film bu yüzden özel bir yere sahip. Film, felsefe ve sosyoloji anlatırken gündelik yaşamdan örnekler vererek bu iki alanın  tam da gündelik hayatın göbeğinde olduğunu söyleyen Baker’in kulaklarını çınlatacak türden. Sıradan modern insanlar ve onların hayatları felsefe ve sosyolojinin kavramları ile değerlendirilip, bu kavramların imgeleri bu filmde bize sunuluyor. Kavramdan imgeye akan bu müthiş lezzetti izlemenizi öneririm.

Saygılarımla.

Not: film İmdb de 2017yılında 7.7 puandadır.

Not 2: Lars Von Trier filmlerinden aşina olduğumuz bir oyuncu kadrosu söz konusu ve tam anlamıyla oyunculuk da efsane….

Writer:

Anders Thomas Jensen (screenplay)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s