Breaking Bad: Modern insan, varlık ve toplum


Felsefi konuları sıklıkla gündelik yaşamdan örneklerle açıklayan Ulus Baker geldi aklıma. Hayata genç yaşlarda veda eden Baker, Türkiye’nin felsefe alanındaki önemli isimlerinden birisidir. Felsefenin gündelik hayatla ilişkisini başarılı bir şekilde kuran düşünür en önemli felsefi soruları bizlerin ve kendisinin deneyimlediği hayattan sıradan fenomenler ile açıklayabilmekteydi. Bu yazıda bahsedeceğimiz Breaking Bad isimli dizinin ise modern hayatın çıkmaz sokaklarında gezinen biz yaşam gezginleri için benzer bişey yaptığını düşünüyorum. Sıradan bir gün düşünün bu günün içinde karşılaştığımız veya yaşadığımız pek çok şey aslında felsefenin ve sosyolojinin temel konularını anlamak ve yorumlamak adına örnek teşkil ediyor. Bizler çoğu zaman başımıza gelenleri anlamlandırmak ve bir hakikate çevirmek konusunda zorlanıyoruz ve öylesine yaşıyoruz. Diğer tarafta ise Modern çağın insanları olarak bize bir dizi veya bir film bunları belli bir bakış açısından tam ve tüm bir hakikat olarak sunabiliyor ve bizlerin olan biteni algılamasını kolaylaştırabiliyor. Breaking Bad ilk bakışta sıradan bir Amerikan dizisi gibi gelebilir pek çoğumuza. Lakin sıradan olmanın çok ötesinde. Gerek felsefenin gerekse sosyolojinin alanına girecek pek çok konu bu dizide tam da modern insanın başından geçenlerle anlatılıyor ve izleyeni düşünmeye zorluyor.

Dizinin işlediği pek çok tema var. Bu temalar arasında belki de en önemlisi modernite içinde ve kapitalizmin ağır baskısı altında var olabilmek. Aslında herşey sıradan bir şekilde akıp giderken bu varoluşun son derece sorunlu olduğunu anlamak oldukça zor. Bizler bu yüzden biraz da mevcut koşullarımızı koruduğumuz müddetçe kendimizi iyi hissediyoruz diğerleri çok da önemli gelmiyor bize. (Hatta bizim atasözlerimizden birisi de bu durumu oldukça iyi özetliyor: Ateş düştüğü yeri yakar. Bizler başkasının hissettiklerini gerçek hayatta hissedemiyoruz ve o yüzden de bu ata sözü hala kullanımda. Acaba başkasının acısını sanatla veya sanatımsı medya metinleri ile anlamak hissetmek mümkün mü? Kanımca duyarlılığını azıcık da olsa koruyan herkes için bu mümkün.) Diğer bir soru: gerçek hayatta mevcut koşullarımızda gerçekleşecek bir değişim hem de olumsuz bir değişim fikrini acaba ne sıklıkla düşünüyoruz. Dizi tam da bu değişimi pek düşünmeyen biz modern insanlara olası negatif bir değişimi ve sonrasında var olmamanın dayanılmaz ağırlığını gösteriyor. Bu ağırlığın altından kalkmak içinse güçlü karakterler olmamız gerektiği bize anlatılıyor.

Özetle dizide ana karakter sıradan bir hayatı olan, düzenli, standart, kentli, modern, nazik, kurallara uyan, saygılı bir kişidir. Bu kişinin ilk bakışta hayatı sorunsuz görünmektedir, taki kanser hastası olduğunu ve kısa bir süre sonra hayata veda edeceğini öğrenene kadar. Bu değişim, yaşadığı hayatın aslında hiç de düşündüğü gibi iyi bir hayat olmadığını anlaması için bir vesile olacaktır. Çünkü borcu vardır, çocukları ve eşi o öldükten sonra standartlarını kaybedecektir ve bu süre içinde de sigortası kanser hastalarını kapsamadığı için korkunç miktarda bir borcu ailesine miras! bırakacaktır. İşler tam da bu aşamada değişir. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan bir modern insanın  yok olacağını hissetmesiyle ortaya çıkan  müthiş gerilim her şeyin zihinsel olarak değişmesine neden olur. Böylelikle  tüm yaşadığı hayatın daha önce görmediği ve sorgulamadığı fenomenlerini sorgulamaya ve bizlere de sorgulatmaya başlar.

Varoluşun yoğun bir şekilde işlendiği dizide ayrıca hemen her bölümde başka temalarla da karşılaşıyoruz. Ahlak felsefesi, bilgi felsefesi, hukuk felsefesi ve sosyolojisi, suç ve ceza, özne felsefesi gibi temel alanlara gönderme yapan eser ayrıca modern insan üzerindeki post modern etkiyi de incelemekten geri durmuyor. Özellikle post modernitenin yeni nesiller üzerindeki yıkıcı etkisi üzerine yaratılan imgeler Barry Sanders’ın “Öküzün A’sı” isimli kitabında anlattıklarının nesneleşmiş hali gibi. Diğer taraftan post fordist ekonomik  yapılanmanın da  kısmi olarak imgeleştiğini söylemek mümkün (taşeronlaşma). Post modernitenin en önemli belirtisi olan  belirsizlik durumu ise dizideki tüm hisleri yönlendiriyor.

İlk bakışta hastalığını öğrendikten sonra suç işlemeye başlayan bir kişinin hikayesi olarak Breaking Bad, bir takım insanlar tarafından muhtemelen suça teşvik olarak yorumlanmıştır. Dizinin hiç bir şekilde öyle bir amacı olmadığında ısrarcıyım. Hatta tam tersine mevcut koşulların insanları örneğin nasıl bir suçluya çevirebileceğini göstermesi ve hatta bu durumun anlaşılması, dahası bunda hepimizin aslında suçlu olduğunu gözümüze sokması açısından ağır bir sistem eleştirisi olarak okunması gerektiğini düşünüyorum. Bir Amerikan dizisi ama ağır bir şekilde Amerikadaki tüm özneleştirici sosyolojik yapıları ve var olan tüm toplumsal ve kamusal sistemleri eleştiriyor.  Bu yüzden sırf zaman geçirip eğleneceğiniz bir yapım olmaktan ziyade kendi hayatlarımızı düşünmeye sevk edecek bir yapım.

 Bir diziye göre görüntü düzenlemeleri, ışık, renk ve kurgu gibi biçimsel unsurların da standart üstü olduğunu söylemek gerek. Oyunculuk ise efsane. Az oyuncu ve müthiş diyaloglar ve gerçekten dinlemekten keyif alacağınızı düşündüğüm müzikleri ile Breaking Bad uzun bir süre izleyebileceğiniz bir sinema filmi gibi düşünülebilir. Bitmesini istemeyeceğinize eminim.

Not 1: İzlememe vesile olan sevgili Melih ve Aybike Karakurt çiftine teşekkürler.

İMDB puanı (2017 ocak): 9.5

http://www.imdb.com/title/tt0903747/

Breaking Bad: Modern insan, varlık ve toplum” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s