Nightcrawler: Ticarileşen medya ve meta haber


Görsel ve işitsel medyanın devlet kanallarının tekelinden çıkarak ticari işletmelerin bu sektörde var olmaya başlamasıyla beraber iletişim akademilerinde  çözümsüz pek çok tartışmanın yaşandığını bilmekteyiz. Tartışılan yüzlerce konudan bir tanesi de  haberin ticari bir unsura dönüşmesi ekseninde kabul edilecek bir habercilik  ahlakının oluşturulmasıdır. Bu bağlamda “ne haber olur” ve “habercinin sorumluluk ve sınırlıklıları nelerdir?” soruları önem kazanıyor. Bu sorular elbette iletişim fakültesi öğrencileri dışında hemen hepimizin üzerine çok da düşünmediği sorular. İzlenirlik oranları ve yoğun rekabetin bulunduğu ticari yayıncılık sektörüne ilişkin  kuramsal ve kavramsal düzeyde yapılan eleştiriler ise yaşanılan sürecin problemlerini ortaya koymakla beraber akademik camianın dışına çıkamamakta ve var olan koşulları değiştirme konusunda  ise etkisiz kalmaktadır. Elbette bu eleştirilerin gerçekliği değiştiremiyor olmasının önemli nedenlerinden bir tanesi de toplumsal öznenin yaşadığı değer kaybıdır. Genel olarak tüm değerlerin değerini yitirdiği şu yaşadığımız garip çağda tüm insanlar gibi medya sektörü  sahip ve çalışanlarının da bir takım değerlerden uzaklaşmış olmasını çok da yadırgamamak gerek. Yani başka bir ifade ile  “herkes düzgün ama  bi medya bozuk” düşüncesi oldukça sorunlu. Para kazanmanın tüm değerlerin üstüne geçtiği bir süreçte medya, sağlık, spor, eğitim gibi pek çok sektörün sorunlu olduğunu kabul etmek gerek.

Son yıllarda medya ile ilgili konuların sinemada işlendiği pek çok filmden söz edebiliriz. Bu filmler arasında ise Nightcrawler’ın oldukça özel bir yeri var. Fİlmin bu kadar özel bir yere sahip olmasına neden olan pek çok etkenden söz etmek mümkün. bunlardan bazıları söyle:

-Film öncelikle günümüz dünyasında varolmaya çalışan insanların gerek maddi gerekse manevi düzeyde var olabilmek için pek çok sorunlu davranışı sorgulamaksızın yapabileceğini bizlere metaforik bir anlatımla filmin başında gösteriyor. Bir hırsızın haberciye dönüşmesi üzeriden kurulan metaforla değerlerin değerini yitirdiği dünyada insanların kendilerini var etmek için diğer tüm canların var oluşlarını önemsemeden eyleme geçebilecekleri başarılı bir şekilde işleniyor. Bu konuda gerçekleştirilen eylemin amacı ise para. Evet para kazanmak zorundayız, peki para kazanmak için herşeyin mübah olduğu bir dünyada yaşamak nasıl bir his? Aslında bunu biliyor ve hissediyoruz çünkü hepimiz diğer tüm insanlarla ne yazık ki bu yüzden bir mücadele içindeyiz. İnsan belki birazda biyolojik varoluşunun etkisinde diğer canlılara kıyasla nerde durması gerektiğini bilmeyen bir tür. Diğer türlerin tamamı var olmak için kendine bir sınır çiziyor ve bu sınır ile doğanın kurduğu sistem mükemmel işliyor. Örneğin bir kaplan asla bir sürünün tamamını avlamaya çalışmıyor. Ama insan öyle değil insanın sınırı yok ve bu yüzden doğanın kurduğu sistemi  de biz bozuyoruz. Elbette böyle olmak zorunda değil tüm amaçların en üstünde para kazanma olgusu yattığı için bu haldeyiz ve para kazanma arzusunu bir amaç olarak diğer amaçların altına indirmek zorundayız. Bu noktada rekabet kavramı da önemli. Tüm canlılar arasında var olmak için bir rekabetin olduğunu söyleyebiliriz. Lakin insanın özellikle son 200 senede yarattığı rekabet çok yoğun, kural tanımaz ve acımasız. Rekabetin yoğun olduğu yerde insan için  evrensel değerlerden söz etmek ise elbette mümkün değil. Sonuç olarak bu durum medyayı da derinden etkiliyor. Tüm bunlarla beraber hergün ağzımızı ayırarak izlediğimiz tv kanalları ile ilgili yeniden düşünmeye davet eden ve hatta  onlara sinirlenmemize neden olacak bu filmin değerli bir iş çıkardığını düşünmekteyim. Medya özelinde insan, insani değerler ve modern dünyada var olmak üzerine yoğunlaşan film  ayrıca paranın tüm değerlerin üstüne çıktığı bir dünyada yaşamanın ne kadar zor olduğunu da imgeleştirmekte. Bütün amaçlardan daha büyük bir amaca dönüşen para bu noktada değer kaybının da temel nedeni.

Bu metaforla başlıyan film genel olarak medyaya özelde ise haberlere sıradan insanın bakış açısını değiştirmek üzere kurgulanmış. Bu açıdan tam anlamıyla İmge Kırıcı bir film. Diğer bir ifade ile bu film medya ve haberler ile ilgili zihnimizde yer alan düşünce ve duygulara doğrudan bir saldırı halinde. Açıkça olmasa da “kapat televizyonu” diye haykırıyor.

Her gün izlediğimiz haberlerin gerçekliği yansıtmadığını görmek  ve anlamak için sadece aynı haberi farklı kanallarda izlemek bile yeterli elbette. Film bu anlamda kurgusal gerçeklik ve tv haberleri üzerine eleştirel perspektiften yazılıp çizilenleri  imgeleştiriyor.

Haberin bir metaya dönüşmesi ile,  habercinin toplum için çalışan bir kahraman olduğu düşüncesinin de buharlaştığını ifade eden Nightcrawler’da görüntü düzenlemesi, kurgu ışık gibi biçimsel unsurların başarılı olduğunu ve oyunculuğun ise üst düzey olduğunu belirtmek te de fayda var.

Filmi izlerken umarım izleyiciler Jake Gyllenhaal‘ın hayat verdiği muhabirin yerine kendini koyarak, ben olsam ne yapardım sorusunu cesurca sormayı başarır. Bu kilit soru günümüz insanına medyayı sorgulatmanın dışında tahminimce  “Ben işimi nasıl yapıyorum”  sorusunu ile beraber “tüm amaçlarım arasında para kazanmak hangi sırada” sorusunu da sordurcaktır. 

İyi seyirler.

Director:

Dan Gilroy

Writer:

Dan Gilroy

 

Nightcrawler: Ticarileşen medya ve meta haber” üzerine bir yorum

  1. kapitalizm ve medya etiği üzerine en sağlam eleştirilerden biri olarak görüyorum. çok beğendiğim bir eser. ele aldığınız için teşekkürler.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s