Vahşetin soykütüğü: Revenant (Iñárritu)


Anlam dünyamızı oluşturan sözcükler ve kavramlar çoğu zaman yaşamadığımız veya görmediğimiz bir takım olgu ve olayları anlatmakta yetersiz kalıyor. Hani derler ya “sözcüklerin kifayetsiz kaldığı an” diye işte tam olarak bu cümle ile sözcüklerin anlam oluşturmadaki yetersizliği ifade edilmekte. İmgeler eksik ve bu eksik imgeler de bir şekilde başka insanlar tarafından maniple edilebilmekte. Bu sözcüklerin arasında bir tanesi var ki gerçekten çok yakından tanımamıza kullanmamıza rağmen zihnimizde tam olarak belirmiyor ve dolayısıyla da duygusal bir etki yaratmıyor. Bu sözcük “vahşet” ve ayrıca insanın tarihi ile de yakın akraba özellikle de modern insanla. Vahşet ile ile ilgili düşünceler ve duygular karışık, gözler kör ve kapler günümüzde buz gibi. Peki ne oldu da biz bu sözcüğe ve insan varoluşuna böylesine yabancılaştık? Ne oldu hümanizme? Ne oldu da vahşet ve insan var oluşu arasındaki muazzam kavga ve ahlak bağlantısı zihnimizden yok olup gitti?  Ne oldu da o kadar teknoloji ve aklın bu denli ilerlemişliğine rağmen dünyanın çeşitli yerlerinde  vahşet hala hakim ?

Savaşlar, terör olayları, hem şiddetin hem de vahşetin pek çok türü günümüz dünyasında hakim.  Sanırım pek çok insan ise gerçek bir vahşet sahnesi ile hayatı boyunca hiç karşılaşmadığı için bunun var oluşla bağlantısını kurma konusunda sıkıntı  yaşıyor. Birilerinin bedenleri ağır yaralar alıyor kimisi parçalanıyor, kimisi can çekişiyor… Mış gibi yapıyor ve üzülüyormuş gibi görünmemize rağmen kanımca olan biten ile ilgili en ufak bir fikrimiz ve duygumuz yok, sanki gerçek değil hiç bir şey. Peki ne yapmalı herkes vahşeti çıplak gözlerle mi görmeli? Elbette değil. Bunun yerine gerçeği yeniden çok daha steril bir şekilde tecrübe etmemize, onu hissetmemize yarayan ve ilk insanın var oluşundan itibaren bize eşlik eden önemli bir araç var elimizde. SANAT.. Bu yüzden romanlara, resime, sinemaya, fotoğrafa ve diğer sanat dallarına daha çok ihtiyacımız ve hem de tüm zamanlardan daha çok…

Modern zamanların en güçlü sanat dalı olan sinema ise insanlara yabancılaştıkları kavram, olay ve olguları anlatmanın en iyi yolu. Yönetmen Iñárritu son filmi Revanant ile tam olarak anımsayamadığımız   ve hissetmediğimiz vahşet sözcüğünü olay ve olgular üzerinden bize tekrar hatırlatıyor hissettiriyor. Var olmak tüm vahşete ve şiddete karşı var olmak filmin ana teması. Aslında ne kadar zor vahşet kol gezerken var olmak. Hayatta kalmak zor, peki ya yaşamak? Yaşamak hayatı olumlamak ise neredeyse imkansız.

Sinema filmlerinde bolca kan ve parçalanmış bedenler görmeyi sevmiyorum. Ama bunu sevmeme nedenim yönetmenlerin şiddeti veya vahşeti bir şekilde paraya çevirme konusundaki niyetleri. Lakin Iñárritu ‘nun son filmi son derece kanlı olsa da bakış açısının diğer yönetmenlerden farklı olması nedeniyle filmin amacının salt şiddet ve vahşet satmak  olmadığını anlıyorum. Yazar Harari İnsanlığın tarihi vahşetin tarihidir diyor. İşte tam bu noktada modern hayatın keyfini süren ve şuan olan biten tüm vahşete  gözlerini kapatan, anlamayan hissetmeyen bizlere Iñárritu  “Revenant” ile sesleniyor. Var olmanın muazzam ağırlığını hissedeceğiniz bu filmde kanlı sahnelerle sadistce bir haz almanız amaçlanmıyor. Filmin sağladığı estetik haz, bizleri normal hayatta  şoka sokacak sahneleri sinema ile aktararak  vahşetin kimliğinin ortaya çıkarılması ile ilgili. O yüzden var oluş taraftarı ve Vahşet-şiddet karşıtı bir film olduğunu söylemek mümkün. Var olmanın önemi insan beden ve bilincinin tüm canlılar gibi var olmak için muhteşem direncini gösteriyor. Bu direncin karşısında ise filmde en başta diğer insanların yarattığı vahşeti görüyoruz.
Vahşete ve şiddete kanlı görüntülerle karşı olma fikri ilk başta bizlere biraz tuhaf gelebilir. Ama bu doğrudan bakış açısı ile ilgili. Bize vahşetin soy kütüğünü ve ahlak ile bağlantısını kuran bu filmin tam olarak vahşet ile vahşete karşı çıktığını söyleyebiliriz. Bu durum filmin estetik var oluşu ile ilgili. Filmin estetik var oluşundaki önemli katmanlardan  izleyici öznenin muhteşem oyunculuğu ile göz dolduran Leonardo di Caprio ile yoğun bir özdeşleşme yaşayacağını tahmin ediyorum. Aslında klasik bir iyi ve kötü karşıtlığı söz konusu ama son derece etkili. diğer tarafta ise 1800’lerin Amerikası ve yaşamın o zamanlar ne kadar zor olduğunu görüyoruz, klasik western filmlerinden oldukça farklı bu arada. Peki yaşam o zamanlar okadar zorken bu gün dünyanın belli bölgelerinde durum farklımı? Gırlak gırtlağa girmiş insanların öyküsü olmak zorundamı insanlık tarihi? Bu soruların yanıtları izleyicide. Kanımca kesinlikle film o kadar kanlı olmasına rağmen yönetmenin amacı kanı ve ölümü kutsamak değil tam tersine Yaşamı kutsamak.

Kesinlikle çağdaş insanın izlemesi gereken bu filmin;

İMDB Puanı  şuan 8.3.

saygılarımla öneririm…

 

Vahşetin soykütüğü: Revenant (Iñárritu)” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s