Şöhret, Ticaret ve Sanat: Big Eyes (Tim Burton)


Tim Burton’un 2014 yapımı filmi “Big Eyes”; Aydınlama sonrası süratle değişime giren, kapitalizmin etkisi altında ticarileşen, kültür endüstirisi, festivalizm, kuratörler, sanat galerileri, açık artırmaların etkisi ile tarifsiz bir şekilde evrim geçiren sanat dünyasının 1950’lerdeki fotoğrafını çekmekte.

Hegel’e göre akıl çağının başlamasıyla artık sanata ihtiyaç kalmamıştı. Ancak düşünürün nadiren yanıldığı öngörülerinden birisi olarak sanat, akıl çağının başlamasıyla bambaşka bir hal almaya başladı. Çağ değişmişti ve hızla sanat alanında değişmeye devam ediyordu. 1800’ler başlayan sanatta yenilikçi akımlar ve olgular 1900’lerin ortasında yeni kapitalist sistem ve onun yaratıları ile yüzyıllar boyunca hiç yaşanmamış bir şekle ulaşmıştı. Kültürün endüstrileştiği buna bağlı olarak kitlelerin beğenilerinin kontrol edildiği bir çağda, gerçekten duyguların maddeleşmesi ve alımlayıcının onu hissetmesi hem çok kolay hem de oldukça zordu. Kitsch kavramının ortaya çıktığı, demokratikleşen ama kimilerine göre de demokrasinin etkisiyle beğeni düzeyinin giderek düştüğü toplumlarda, Sanatçı kimdi ve Sanat neydi? bu sorular fazlaca tartışılırken, soyut resimlerin kasıp kavurmaya başladığı bir çağda Charles Lalo’yu haklı çıkaracak şekilde sanatın üne dönüştüğünü o dönemleri yaşayanlardan dinlemek mümkündür. Diğer taraftan şuan da çok farklımı tartışmaya açık elbet.

Big Eyes gerçek bir öyküyü anlatmakta. Bu ilginç öykü modern sanatın tomogrofisini çekerken pek çok sanat öğrencisi için en az Gombrich’in “Sanatın Öyküsü” kitabı kadar önemli.  Kitlelerin sizin resimlerinizi beğenmesi onları bir sanat eseri yapar mı? Eleştirmenlerin sanat dünyasındaki etkileri nelerdir? Ünlü olduğunuz zaman yaptığınız işler doğrudan sanat eseri mi olur? Medya desteği alamayan ve ünlü olamayan kişilerin yaptığı sanat değil midir? Sanat eserinin  seri üretimi sonucu elde edilen sayısız kopyası ve biriciklik konusu ile sanatın doğrudan nakite çevirilmesi arasından gerilim nasıl giderilmelidir? Sanatçı duygularını sunan kişi midir yoksa alıcılar sadece biçimle mi ilgilenir? Bu biçimin nasıl olması gerektiğini kimler belirler? Gibi modern sanat ile ilgili pek çok sorunun göndemde olduğu film doğrudan bu sorulara cevap vermese bile bizlerin bu sorular ile ilgili düşünce geliştirmesi açısından önemli bir kaynak teşkil ediyor.  Diğer taraftan ya sanatçı bir şarlatansa?

Sanat dünyasının bilinen en önemli kandırmacasına imzasını atan ve kendini ressam (sanatçı) olarak kabul ettiren Walter Keane’nin öyküsü aslında 1950’lerin sanat dünyasının fenomenolojik bir incelemesi. Bu inceleme ile herşeyin büyüsünün bozulduğu kapitalist dünyayı yeniden büyülemeye çalışan tutkulu bir adamın sanat dünyasını nasıl etkilediğini ve bir kadın olarak eşi Margeret Keane’nin kocasına ve erkek egemen topluma nasıl boyun eğdiğini de göreceksiniz.

Saygılarımla öneririm…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s